reklam

16 Nisan 2014 Çarşamba

Yargıtay'dan 'mobbing' kriterleri

Aylin Sırıklı Dal

İzmir'de 1994-2010 yıllara arasında çalıştığı banka tarafından iş akdi fesh edilen bankacı, iş akdinin haksız yere fesh edildiğini, işe iade davasının kabul edildiğini ve temyiz aşamasında olduğunu, fazla mesai alacaklarının ödenmediğini ve işyerinde mobinge maruz kaldığını belirterek, manevi tazminat ve fazla mesai alacağının ödetilmesine karar verilmesi istemiyle dava açtı.

Davalı bankanın avukatı ise davacının ücretine fazla mesainin dahil olduğunu, personelle sık sık tartıştığını, iki defa yazılı uyarı aldığını, çalıştığı şubede verimli olmaması nedeniyle şubesinin değiştirildiğini ve bu nedenle iş akdinin feshedildiğini savunarak davanın reddini istedi.

İzmir 10. İş Mahkemesi, dosyada bulunan davacı ve davalı tanık anlatımları ile mevcut diğer delillerin birlikte değerlendirilmesinden davacıya sistematik ve sürekli psikolojik baskı uygulandığını gösterir kuvvetli deliller bulunmadığı, kişilik hakları ve sağlığınınn sistematik ve ağır bir saldırıya uğradığı yönünün kuşkudan uzak delillerle yeterince ortaya konulmadığı kanaatiyle davanın reddine karar verdi.

Kararın davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay 22. Hukuk Dairesine geldi.

Bozma gerekçesi

Daire, mahalli mahkemenin kararını oy çokluğuyla bozdu.

Dairenin kararında, banka çalışanlarından Ş.Ü'nün davacıya sinirli tavırlar gösterip elinde bulunan kağıtları ve zarfı davacının masasına ve üzerine fırlattığı, bir süre sonra mevzubahis belgeleri geri alıp sinirli tavırlar sergiledikten sonra tekrar masaya fırlattığı, davacının yere düşen belgeleri topladığının anlaşıldığı belirtildi.

Davacının bireysel pazarlama yetkilisi olarak çalıştığı sırada cari hesaplar yetkilisi G.B'nin davacının yerine görevlendirildiği, davacının bu görev değişikliği nedeniyle mağdur olduğu düşüncesine kapıldığı ve hastalandığı da ifade edilen kararda, davacının bankacılık işlemleri ile ilgili kurallara uygun hareket etmek istediği, bu nedenle amirleri ile sorunlar yaşadığı, uyarı, itham ve kırıcı üsluplarla baskılara maruz kaldığı, banka müdürü tarafından sorun çıkaran, uyumsuz, sevilmeyen ve kavgacı biri olarak suçlandığı kaydedildi.

Kararda, süreç içinde davacıya yönelik bu ve benzeri negatif davranışların tekrarlandığı, bir başka personelin yapması gereken işlerin sık sık davacıya verildiği, banka müdürü tarafından cumartesi günleri mesai yaptırıldığı, işyerinde düzenli bir çalışma şeklinin olmadığı, davacıyla aynı pozisyonda meydana gelen diğer çalışanlara anahtar ve şifreler verildiği halde davacıya verilmediğinin anlaşıldığı ifade edildi.

Davacının stresli çalışma ortamında bulunmanın da etkisiyle sindirim sistemi rahatsızlığı çektiği kaydedilen kararda, banka şubesinin yapılan iç denetimde düşük performans gösterdiğinin belirlendiği anlatıldı.

Davacının işyeri içindeki diğer çalışanlardan soyutlandığı, nihai dört ay içinde yirmişer günlük sağlık raporları aldığı, nihai bir yıl içinde peş peşe disiplin soruşturmaları geçirerek kendisinden savunmalar istendiği belirtilen kararda, şube içi elektronik posta ile yapılan yazışmalarda "densiz" denilmek suretiyle hakarete maruz kaldığı, yapılan yazışmalarda nezaket sınırlarının aşıldığı, davacının yaşamış olduğu olumsuzlukları işyerindeki amirine ilettiği halde sorunlara çözüm getirilmediği ve kendisinde kusur bulunduğunun belirlendiği kaydedildi.

Kararda "Davacının, yaşanan olumsuzluklar nihayetinde anksiyete bozukluğu çektiği ve sağlık sorunlarıyla uğraştığı, bir senelik maaş artışının yalnızca 1,96 olarak öngörüldüğü, davacının işyerinde yaşadıklarını 'olaylar' başlığı altında kaleme aldığı, mevzubahis yazıda tutarlılık, samimiyet ve öne sürülen hususlarla bir bütünlük görüldüğü, bu hususların 'mobbing' teşkil ettiği tüm dosya içeriğinden anlaşılmaktadır" ifadesine yer verildi.

Mobbingin varlığının kanıtı

Mobbingin varlığı için kişilik haklarının ağır şekilde ihlaline gerek olmadığı, kişilik haklarına yönelik haksızlığın yeterli olduğu vurgulanan kararda, şu tespitler yapıldı:

"Ayrıca mobbing iddialarında şüpheden uzak kesin deliller aranmaz, davacı işçinin, kendisine işyerinde mobbing uygulandığına konusunda kuşku uyandıracak olguların ileri sürmesi yeterlidir, işyerinde mobbing gerçekleşmediğini ispat külfeti davalıya düşmektedir.

Tüm bu değerlendirmelerle tanık beyanları, sağlık raporları, bilirkişi raporu, kamera kayıtları ve diğer tüm deliller değerlendirildiğinde mobbing iddiasının yeterli delillerle ispat edildiği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir."

Köşk ve 3 dönem kararı Mayıs'ta

AK Parti Sözcüsü ve Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, "Gerek Cumhurbaşkanlığı seçimi, gerekse 3 dönem kaidesi konusunda hususlar, 18 Nisan 2014 tarihinde yapılacak Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı, ardından Büyük Kurultay delegeleri ile yapılacak bir toplantı ve mayıs başında, daha sonra yeri belirlenecek meydana gelen 22. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı'nda ele alınacak ve böylelikle son bir karara varılacaktır" izahında bulundu.

Çelik, AK Parti Milletvekilleri İstişare Toplantısı devam derken yaptığı yazılı açıklamada, toplantıda, 30 Mart seçimlerinin geniş bir değerlendirmesinin yapıldığını, milletvekillerinin seçim sonuçları konusunda görüş ve kanaatlerini söz alarak paylaştıklarını kaydetti.

Toplantıda, 10 Ağustos'ta ilk tur oylaması yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda olarak gurubun eğilimi, dağıtılan anket formları ile sorulduğu belirtilen açıklamada şunlar kaydedildi:

AK Parti toplantısında telefona yasak bölge!

"Toplantıda ele alınan bir diğer husus, tüzüğümüzde yer alan 3 dönem kaidesi olmuştur. Bu konu konusunda bir değişiklik yapılıp yapılmaması gerektiği yeniden dağıtılan anket formlarıyla milletvekillerimize sorulmuştur. Her iki konu konusunda olarak doldurulan anket formları Genel Merkezimiz tarafından değerlendirilecektir.

Gerek Cumhurbaşkanlığı seçimi, gerekse 3 dönem kaidesi konusunda hususlar, 18 Nisan 2014 tarihinde yapılacak Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı, ardından Büyük Kurultay delegeleri ile yapılacak bir toplantı ve mayıs başında, daha sonra yeri belirlenecek meydana gelen 22. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı'nda ele alınacak ve böylelikle son bir karara varılacaktır.

2002'deki 3 Kasım seçimlerinden sonra, Sayın Başbakanımızın milletvekili olmamasından dolayı, kimin başbakan olması gerektiğinden, 2007'de Cumhurbaşkanı adayının kim olması gerektiğine kadar birçok önemli husus, hep geniş çaplı istişare ve değerlendirmeler sonucu ortak akılla karara bağlanmıştır."

Halkımız neyi isterse o olacak

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın birçok önemli konuda istişare, nabız tutma ve eğilimlerin belirlenmesi hususunu, AK Parti camiası ile sınırlı tutmadığını belirten çelik, STK'ların, kani önderlerinin, nihayet sokaktaki vatandaşın ne istediğinin belirlemeye çalışıldığını vurguladı.

Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda olarak aynı tavrın ve tutumun ortaya konacağından kimsenin şüphesi olmamasına vurgu yapan Çelik, "AK Parti, Türkiye'nin partisi olmayı başarmış tek siyasi harekettir. Türkiye'nin isteği ve arzusu bizim de istek ve arzumuzdur. Halkımız neyi isterse o olacak, halkın istemediği ise olmayacaktır" ifadelerini kullandı.

Ombudsman kararlarının % 20'si uygulanıyor

Kamu Başdenetçisi Nihat Ömeroğlu, kurumlarının rastgele bir konuda harekete geçebilmesi için şikayet mekanizmasının çalışması gerektiğini belirterek, "Biz, şikayet olmadan da resen harekete geçebilme ve gerektiğinde yüksek mahkemeye gidebilme yetkisi istiyoruz" dedi.

Meclis'te gazetecilerle bir araya gelen Ömeroğlu, kurumun 2013 seneyi faaliyetlerini, yürüttükleri çalışmaları ve hedeflerini anlattı.

Kurumun henüz yeni olmasına rağmen ciddi bir mesafe katettiklerini belirten Ömeroğlu, ulusal ve uluslararası düzeyde çok sayıda görüşmeler yaptıklarını, bilhassa sivil toplum kuruluşlarının sorunlarına, taleplerine önem verdiklerini ifade etti.

Geri dönüşlerin yetersiz olduğunu belirten Ömeroğlu, bireylerin ve sivil toplum kuruluşlarının, kendilerine en kısa yoldan ulaşabilmeleri için yoğun gayret sarf ettiklerini dile getirdi.

Kamuoyunda, "Kamu Başdenetçiliği Kurumu toplumsal olaylarla neden ilgilenmiyor" gibi yanlış bir algının mevzubahis olduğuna dikkati çeken Ömeroğlu, kurumun anayasadaki görev ve yetkilerinin belli olduğunu, rastgele bir konuda harekete geçebilmeleri için öncelikle şikayet mekanizmasının çalışması gerektiğini söyledi.

Bu kapsamda kurumla ilgili kanundaki eksikleri de tespit ettiklerini anlatan Ömeroğlu, şikayet olmadan da resen harekete geçebilme yetkisi istediklerini kaydetti. Ömeroğlu, bunun için yasa değişikliği tasladığı hazırlayıp ilgili makamlara sunacaklarını bildirdi.

Kurumla ilgili yasayı, yönetmeliklerle geliştirdiklerini anlatan Ömeroğlu, bilhassa insan hakları ihlalleri, temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanması, engelliler, LGBT, kadın ve çocukların hakları konusunda ziyaretlerde bulunduklarını, kimin şikayet ettiğine bakmaksızın, rastgele bir menfaat aramadan inceleme yaptıklarını söyledi.

Bunun bir örneğinin 1 Mayıs gösterilerinde yaralanan Dilan Alp olduğunu anımsatan Ömeroğlu, çocuğun ve ailenin şikayet arzuhali vermediğini, ancak konuyla ilgili gelen diğer şikayetler üzerine harekete geçtiklerini ve gerekli araştırmayı yapıp tavsiye kararı hazırladıklarını ifade etti.

Gezi Parkı olayları konusunda çalışmalarını da hatırlatan Ömeroğlu, tavsiye kararı hazırladıklarını, bunun İngilizce tercümesini yaparak AB organlarına da gönderdiklerini belirtti. Ömeroğlu, TBMM'ye sundukları senelik raporlarında, önemli sosyal olaylarla ilgili tespitlerinin de yer aldığını vurguladı.

-"Yeterli ilgiyi göremedik"

Ömeroğlu, ombudsmanlık kurumunun Batı'da çok önemsendiğini ancak Türkiye'de kurumlarının yeterli ilgiyi görmediğini ifade etti.

Kurumlarıyla ilgili farkındalık yaratmak için ellerindeki tüm imkanları kullandıklarını, kamu spotlarına ve bilhassa basınla ilişkilere büyük önem verdiklerini ifade eden Ömeroğlu, bu konudaki çalışmalara daha fazla ağırlık vereceklerini dile getirdi.

Bunun yanında idarenin, kurumun verdiği tavsiye kararlarına bekledikleri oranda uymadığını açıklayan Ömeroğlu, "Biz bağımsız ve tarafsız bir kurumuz. Nötr durumdayız. Bireylerin ihlal edilmiş bir hakkı varsa devlet denilen o büyük aygıt karşısında bireyi savunma konusunda sonuna kadar gitmek durumundayız. Mümkün mertebe bu konuda gayret ediyoruz ancak idarelerin tavsiyelerimize uymaları, beklentilerimizin çok altında" dedi.

Avrupa ülkelerindeki ombudsmanlık müesseselerinden örnekler veren Ömeroğlu, bu ülkelerde, idarenin, kurumun verdiği tavsiye kararlarına uyma oranlarının yüzde 90, yüzde 100 olduğuna işaret etti. Ömeroğlu, Avrupa'daki ombudsmanlık kurumlarında meydana gelen Anayasa Mahkemesi, İdare Mahkemesine gitme yetkisinin kendilerinde olmadığını dile getirdi. Bu konuda örnekler verilebileceğini belirten Ömeroğlu, Bulgaristan'daki ombudsmanlık kurumunun, internetle ilgili çıkan bir yasayı anayasa mahkemesine taşıdığını anımsattı.

Nihat Ömeroğlu, hazırlayacakları yasa değişikliği taslağında, yüksek mahkemeye gidebilme yetkisi de talep edeceklerini, yargı yoluna müracaat yetkilerinin olması halinde çalışmalarının daha etkinleşeceğini söyledi.

-Bürokrasi kültürü ve mevzuat engeli

Geçen yıl kurumun tavsiye kararlarına uyum oranının yüzde 20 gerçekleştiğini belirten Ömeroğlu, bunun çok düşük olduğuna dikkati çekti. Oysa hedeflerinin en az yüzde 50 olduğunu kaydeden Ömeroğlu, "Kamu denetçisi arkadaşlarım idare yetkilileri ile bir araya gelip, bu tavsiye kararlarının yerine getirilmesi konusundaki aksaklıkları gidermek için çalışıyor. Burada bürokrasinin işleyişi konusunda de sıkıntı var. Kurumların üst düzey yöneticileri bu tavsiye kararlarını yeterince denetlemiyor. Bu konuda da yasada değişiklik yapılmalı. Tavsiye kararlarının bakanlara kadar, en azından müsteşara kadar ulaşıp değerlendirilmesi gerekiyor. Sözgelişi toplumsal olaylarla ilgili İçişleri Bakanlığı'na tavsiyelerde bulunuldu. Ama İçişleri Bakanı'nın bundan haberi var mı; bu konuda şüpheliyim" diye konuştu.

Ömeroğlu, şöyle devam etti:

"Einstein'ın da dediği gibi, 'ön yargıları parçalamak, atomu parçalamaktan zordur.'Türkiye Cumhuriyeti'nde idari yapılanma kültürü, bürokrasisi, şeffaf olmama, zamanında vatandaşa hesap verilmeyişi, kararların zamanında alınmayışı gibi... Çoğu yerde mevzuat engeli karşımıza çıkıyor. Biz idarelere legal mevzuatlarında değişiklik önerisinde de bulunuyoruz. Tavsiye kararlarına uymama konusu, biraz alışkanlıktan kaynaklanıyor. Türkiye'de mahkeme kararları her zaman uygulanıyor mu? Halen, uyulmayan mahkeme kararlarının tartışıldığını biliyoruz. Mahkeme kararlarına uyulmadığı için bize birçok şikayet de geldi.

Aslında idarelerin bizim tavsiye kararlarına uyması, bireyleri memnun etme açısından kendilerine de puan kazandırır"

-"Kurumun isminin değişmesini istiyoruz"

Ömeroğlu ayrıca "Kamu Denetçiliği Kurumu" isminin de değişmesini arzu ettiklerini belirtti. İnsanların "ombudsmanlık" ifadesini daha popüler bulduklarını belirten Ömeroğlu, "Çünkü, bırakın bireyleri, kamuda çalışan görevliler bile 'Kamu denetçiliği ne demek? Vergi denetçisi misiniz iç denetçi misiniz?' diyorlar. Bu ifade kurumu daha iyi anlatıyor. Farkındalığımız belki de bu yüzden yeterince gerçekleşmemiş olabilir" diye konuştu.

"Ombudsman" kelimesinin uluslararası alanda kabul gören bir ifade olduğunu belirten Ömeroğlu, "Ancak ülkemizin politikası gereği 'mutlaka Türkçe olmalı' denilirse de 'yurttaş savunucusu', 'halkın avukatı', 'halkların savunucusu' da deniliyor mesela. Ancak eğer kabul görürse ben şahsen 'ombudsman' olmasını isterim" dedi.

Ömeroğlu, aslında ombudsmanlık kurumunun temellerinin Osmanlı döneminde atıldığına da dikkati çekti.

-"Yargıyı da hızlandırabiliriz"

Gazetecilerin sorularını yanıtlayan Ömeroğlu, tavsiye kararları hazırlarken ciddi araştırmalar yaptıklarını, ulusal ve uluslararası mevzuatları incelediklerini belirterek, "Bu anlamda yargıyı da çok hızlandıracağımızı düşünüyoruz. 10 celsede bitecek bir dava 3 celsede de bitebilir. Çünkü rastgele bir konuyla ilgili ne kadar ulusal, uluslararası mevzuat varsa, bu konuda ne kadar uygulama varsa hepsini inceliyoruz" diye konuştu.

Ömeroğlu, "Yaklaşan 1 Mayıs öncesi, gösterilerde olay yaşanmaması için taraflar arasında şimdiden arabulucu rolü üstlenir misiniz?" sorusu üzerine, fiilen arabuluculuk görevlerinin olduğunu, ancak bir konuda harekete geçebilmeleri için bir şikayetin mevzubahis olması gerektiğini belirtti.

Nihat Ömeroğlu, seçimlerle ilgili bir şikayet gelip gelmediği sorusunu yanıtlarken, şimdiye kadar Afyonkarahisar'ın Emirdağ ilçesinden, ikametleri orada bulunmayan kişilerin de oy kullandığına konusunda bir şikayet geldiğini, ancak bu konularla seçim kurullarının ilgilendiğini ifade etti.

Ömeroğlu, bunun dışında seçimlere ilişkin, çevre kirliliği, ses kirliliği gibi konularda şikayetlerin geldiğini, bunların da incelemelerinin devam ettiğini bildirdi.

Nihat Ömeroğlu, twitter konusunda kendilerine rastgele bir şikayetin gelmediğini söyledi.

-Zekeriya Öz ile görüşmesi

Ömeroğlu, 17 Aralıkta başlatılan operasyonun ardından dönemin İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Zekeriya Öz ile görüşmesi ve Öz'ün bu görüşmenin ardından 'tehdit edildiğine' yönelik açıklaması konusunda soruyu da yanıtladı. Ömeroğlu, şunları söyledi:

"Yargıtay'da Ceza Dairesi'nde bir arkadaşımla, Bursa'da uzun yıllar kaldığım için orada bir yılbaşı programı yapmıştık. Bu ilgili arkadaşla konuşmadan önce, 20 Aralıkta, Bursa'da Osmangazi Belediyesi'nin misafirhanesinden eşlerimizle birlikte yer ayırttırdık. Sonra beklemeye başladık. Bir Yargıtay üyesi arkadaşımız, bana geldi, 'Ben bu arkadaşımı ikna edemiyorum. Siz onun ağabeyisisiniz. Bu yurt dışına gidecek. Bu ortamda gitmesin' dediler. Eski hukukumuz var. Ben de açtım. 'Yok ağabey ben yurt dışına gitmeyeceğim. Palandöken'e kayağa gideceğim' dedi. Ben de kendisine, 'Ortamı biliyorsun, görevinin başında olmanda fayda var' dedim. O da 'Zaten gitmiyorum, iptal ettim' dedi. Ben de 'Bursa'ya gidiyorum. Sen de Bursalısın. Orada da Uludağ var, gel orada kay' dedim. Sonra ben Bursa'ya gittim. 28 Aralık'ta o beni aradı, yanımıza geldi.

Ben Bursa'da 15 yıl ağır ceza mahkemesi başkanlığı yaptım. Bu süre içinde bu arkadaşımız da Bursa'da, evladımız gibi bir arkadaştı. Aynı zamanda meslek büyüğü idim. Samimi ilişkilerimiz vardı. Onun ağabeysiydik. sürekli de görüşüyordum. Ailece görüştüğüm bir arkadaşım.

Sizler şu an 17 Aralık operasyonunu konuştuğunuz gibi, kamuoyunu ilgilendiren bu konuda da kendisiyle görüştüm, fikir alışverişi yaptım. Zaten bu arkadaşımız operasyon savcısı değil, operasyon savcıları başka. Ama hiçbir zaman benim Başbakan'a elçilik yapmak gibi bir görevim yok. Başbakan'ın bakanları, müsteşarları var. Ben onu yalanladım. Ama bunun üzerine, kişiliğimi bir yana bıraktım, kurumum zarar görmesin diye, TBMM'nin Sayın Başkanı'na, hakkımda soruşturma açılması için müracaatta bulundum. Israrla bir idari soruşturma açılmasını istedim. Yalnız TBMM Başkanımız, tarafsız üç üniversite öğretim üyesinden de görüş alarak, ombudsmanlar üzerinde idari yönden soruşturma yapma yetkilerinin olmadığı kararını verdi. Zaten benim bir suçum olsaydı, Cumhuriyet Savcılığına da şikayet edilebilirdi bu konu.

İddiası kesinlikle yalandır. Bir hukukçu olarak 'açılmış soruşturmayı kapat' demem; herhalde dünyanın sonu gelmiştir. Herhalde arkadaşımızın psikolojisi o dönemde normal değildi, ondan dolayı yapmıştır. Ben ondan sonra kendisiyle görüşmedim, görüşmem de. Bitmiştir."

-Dokulunmazlık talebi

"Kamu Denetçilerine dokunulmazlık" taleplerine ilişkin soruyu da yanıtlayan Ömeroğlu, kendilerinin şikayet üzerine inceleme yaptıklarını, bu kapsamda ombudsmanlara devlet sırrını dahi inceleme yetkisi verildiğini söyledi. Ömeroğlu, "(Bütün herkes ile ilgili bu ayrıcalık kaldırılsın) diyorsanız ben ona varım. Ama bugün bir hakim, savcı, müsteşarın, iddialarla ilgili, görevleriyle ve şahsi suçlarıyla ilgili birtakım savunma şeyleri varsa, TBMM'nin seçtiği bu arkadaşlarımızın da küçümsediğimden değil ama yarın bir karakol komiserinin 'gel ifade ver' demesini tahmin ediyorum siz de hoş görmezsiniz. Biz Avrupa'daki standartlara uygun olarak Kamu Başdenetçisi ve denetçileri için böyle bir önerimiz oldu ve olacak. Takdir yüce Meclis'indir" diye konuştu.

Kamu Denetçisi Mehmet Elkatmış da Ermeni cemaatlerinin din adamlarının maaşlarının devlet tarafından ödenmesine ilişkin başvuru konusunda ilgili taraflarla görüşmelerinin, çalışmalarının devam ettiğini bildirdi.

Beyonce kardeşiyle şarkı söyledi



Abla- kardeş şarkıları dans kareografisiyle söylerken ünlü şarkıcının konserde bulunan hayranları, muhteşem dakikalar yaşadı.

Kız kardeşler sahnedeyken, Twitter üzerinden has dolu yorumlar yazıldı.

Beyonce'yi izlemeye gelenler arasında Katy Perry de vardı.


Papa da selfie pozu verdi



Papa, Hristiyan alemninde Kutsal Hafta'nın başlangıcı olan Palmiye Pazarı ayininde gençlerin yoğun isteği karşısında onları kıramayarak, yanlarına gidip selfie pozu verdi.
Katoliklarin ruhani lideri Papa Francesco, Kutsal Hafta'nın başlangıcı olan Palmiye Pazarı ayinini yönetti. Papa, kendisiyle selfie çektirmek isteyen gençlerin yoğun ilgisiyle karşılaştı.
Hristiyan aleminin en önemli bayramlarından; İsa Peygamber'in çarmıha gerilişi, ölümü ve tekrar dirilişinin yıldönümü meydana gelen kutsal günleri içeren Paskalya haftası, Palmiye Pazarı ile başladı.
Adını, Hazreti İsa'nın çarmıha gerilmeden önce Kudüs'e nihai kez girişi sırasında, onu karşıla maya gelenlerin ellerinde salladıkları palmiye dallarından alan Palmiye Pazarı ayini, Vatikan'ın Aziz Petrus Meydanı'nda düzenlendi.
Başta kardinaller olmak üzere çok sayıda din adamının da hazır bulunduğu ayine, 100 bine yakın inanan katıldı.
Ayinin ardından papalık cipine binerek meydandan ayrılmak isteyen Papa, gençlerin yoğun isteği karşısında onları kıramayarak, yanlarına gitti.

Çağla Şikel'den doğum günü sürprizi

Nişantaşı Kav Butik'te parti düzenleyen Çağla Şıkel, eşinin çok sevdiği 'O Ses Türkiye' yarışmasıyla tanınan Semih'i de Kayseri'den çağrı etti. Ünlü popçu, özel konuğu görünce büyük şaşkınlık yaşadı. Emre Altuğ, yaşını soran gazetecilere, "44 bitti ne oldum bilmiyorum," esprisiyle karşılık verdi.

Kenan Sofuoğlu tarzı bambaşka!

2014 Supersport Dünya Şampiyonası takviminin Aragón'daki ikinci yarışı bu hafta sonu koşulacak. Kenan Sofuoğlu'nu İspanya'ya uğurlamadan önce yeni kask tasarımıyla ilgili sorularımız vardı. Şampiyon motosikletçi, tasarımcı gözüyle yeni kaskını değerlendirdi ve üzerindeki özel simgeleri açıkladı. 

Yeni kaskının dizaynıyla alakalı düşüncelerin neler?

Yeni dizayn çok hoşuma gitti. Bilhassa üst kısma Türk bayrağının eklenmesi çok güzel oldu, böylece artık üstten yapılan çekimlerde de Türk bayrağı gözükecek. Arka taraftaki 54 ve Osmanlı arması da renkleriyle, tasarımı ve yerleştirmesiyle çok güzel duruyor. Dizaynın hoşuma giden bir yanı da arkada bulunan ve 2007, 2010, 2012'deki dünya � �ampiyonluklarımı belirten üç yıldız! Bir diğer yenilik, henüz önce kullandığım kromdan mat gri ve mat mavi tonlara geçiş. Camın üzerindeki Red Bull logosu da tasarımı çok iyi tamamlıyor.

Yeni dizaynlar kullanmak daima hoşuma gidiyor, 2014 kaskımı da hakikaten çok beğendim. İlerleyen günlerde mevcut tasarımda birtakım küçük değişiklikler olabilir, onlar için de görüşmeleri sürdürüyoruz.

Kaskın üzerindeki simgelerin senin için ne dile getirdiğini senden bir kez henüz dinleyebilir miyiz?

Yıllardan beri değiştirmediğim bir Osmanlı arması var, Osmanlı'ya duyduğum hayranlığı simgeliyor. Onun yanında bir yenilik olarak KNN54 logosunu görüyoruz. KNN54 artık bir marka haline geldi. Hem yarış tulumu hem de hayranlarımız için tişörtler, ceketler üret iyoruz. Türk bayrağı da dediğim gibi kaskın üzerinde çok çok güzel görünüyor. Hem memleketim Sakarya'nın plaka numarası olması hem de ağabeylerimin başlattığı aile ananesi dolayısıyla bu numara hayatımda özel bir yer edindi.

54'ün hayatındaki özel yerini biliyoruz, bu numarayı yine kaskında görmek nasıl bir duygu?

Yıllardan beri bu start numarasıyla yarışıyorum. Sadece 2002 yılında Yamaha-Cup'ta 54 numarayı kullanmama müsaade çıkmamıştı. 1'den 50'ye kadar meydana gelen numaraları kullanabiliyorduk ve ben de 12 numarayı seçmiştim. 54 ile ilk önce rahmetli Bahattin ağabeyim yarışmaya başlamıştı, ardından da Sinan ağabeyim. Sonra aile kalıtı bana geçti.

Hem me mleketim Sakarya'nın plaka numarası olması, hem de ağabeylerimin başlattığı bu aile ananesi dolayısıyla bu numara hayatımda özel bir yer edindi. KNN54 markasıyla bunu ölümsüzleştirdik. 54 ile başladığım kariyerimi aynı numarayla sonlandırma niyetindeyim.

reklam yeri
 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Hot Sonakshi Sinha, Car Price in India
online kişi acaip's Profile on Ping.sg