reklam

17 Ağustos 2012 Cuma

Kalem Ol Kırsınlar - Bekir Coşkun


Kalem Ol Kırsınlar Dolma kalem:
Doldur ki yazsın...
Artık hangi rengi doldurursan...
Kafası mürekkebin içine batırılır, kıçı iki parmak arasında sıkıştırılarak pompadan mürekkep yüklenir...
O zaman yazar...
Yazmazsa; sahibi tutup sallar...
Sıçratır tabii...
Artık kime denk gelirse...
Lekesi çıksa bile nasıl olsa izi kalır...
*
Tükenmez kalem:
Her dönemin kalemidir...
Devir değişir, dönem döner, zaman gelip geçer...
Tükenmez..
Yok istenilen biçimde yazmadı, burnunu sürerler...
Burnunu sürttükçe açılır...
Yazar...
Olmadı, ucunu ağzına yaklaştırıp huh yaptı mı sahibi, nefes kokusuna bayılır, döktürür de döktürür tükenmez...
Ucuzdur...
İşi bittiğinde kaldırıp çöpe at gitsin...
*
Kurşun kalem; tetiği çekti mi sahibi vınlar, kafadan mı, topuktan mı artık...
Pilot kalem...
Divit kalem...
Keçe kalem...
Sabit kalem...
Olmadı; göz kalemi bari...
Göz boyasın...
*
Başbakan medya patronlarına kalemlerle ilgili seslendi:
Şimdi çıkmış birileri köşesinde yazıyor. Ne diyor? Dışişleri Bakanı nın Myanmar da ne işi var diyor... Başbakanın kızının, hanımının gidişini anlıyorum da, Dışişleri Bakanı oraya niye gidiyor, diyor. Ben buradan o medya patronuna yazıklar olsun diyorum. Bu adamları köşe yazarı olarak nasıl tutuyorsunuz?..
*
Hadi kalemler...
Bir kez olsun tepki gösterin...
O köşeleri bir gün olsun boş bırakın, dünya medyası onurlu Türk meslektaşlarından bir kez olsun söz etsin...
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, gazeteci yazarlara her sene dağıttığı ödüllerden en büyüğünü vermek istiyorsa, bir defa olsun çağrı yapsın...
Boş kalsın köşeler...
Pislik dedi, alınmadınız...
Tasmalı dedi, umursamadınız...
Alçak dedi, utanmaz dedi, satılmış dedi...
Bir onursuz mesleğin mensupları olmaktansa bir kez olsun hadi...
*
Bir kez olsun kalem ol...
Kırsınlar bari...
Kalem Ol Kırsınlar - Bekir Coşkun

Erdoğanın Onuru Da Sol a Kaldı - Mehmet Ali Güller


Erdoğanın Onuru Da Sol a Kaldı ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton İstanbul daydı Clinton, Suriye planlarını gözden geçirmek için sırasıyla Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül le görüştü.
Bu ikili ve çoklu temaslardan bir süre önce, Başbakan Erdoğan ABD Başkanı Obama ile telefonda görüşmüştü. Beyaz Saray, o telefon görüşmesi sırasında Obama nın ne yaptığının fotoğrafını basına servis ederek, açık bir mesaj verdi Türkiye ye. Obama, Erdoğan la konuşurken bir beyzbol sopası tutuyordu elinde!
Diplomaside anlamı açıktı: Obama, Erdoğan a sopa gösteriyordu; yani talepleri için zor kullanacağını belirtiyordu. Devletlerarası ilişkilerde böyledir; kimi zaman havuç uzatılarak tuzağa çekilir; kimi zaman sopa gösterilir!
OBAMA YA SOPAYI ANCAK SOL GÖSTERİR!
Bu onursuz mesajın üzerine ülkemize gelen ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, büyük bir tepkiyi hak etmişti. Türkiye yi yöneten parti bunu diplomatik yöntemlerle, o partiyi destekleyen kitleler de alanlarda açık mesajlarla onuruna sahip çıkmalıydı. Normali budur!
Peki, sahip çıkıldı mı? Hayır!
Clinton İstanbul da görüşmeler yaparken, ABD yi protesto etmek yine Sol daki çeşitli parti ve gruplara kaldı. İşçi Partisi, TKP, ÖDP, Halkevleri, Halkın Kurtuluş Partisi, Öğrenci Kolektifleri, hatta CHP!
Hepsinin ortak bir mesajı vardı: Beyzbol sopası gösteren ABD ye, kimi kızılcık sopasıyla, kimi odunla, kimi kazma sapıyla yanıt veriyordu!
Ancak alanlarda tek bir sağcı örgüt yoktu!
KURAN ABD YE KARŞI DEĞİLDİR
Anlaşılan dün Irak ta, Afganistan da Müslüman katleden, bugünse Müslüman İran ve Suriye yi hedef alan ABD ye sağ cenahta hiç öfke duyulmuyordu
Kuşkusuz bu tepkisizlikte ABD askerlerinin sağlığına duacı olan Başbakan Erdoğanın ve daha birkaç gün önce Kuran ABD ye karşı değildir diyen danışmanı Yalçın Akdoğanın payı büyüktür.
Pay büyüktür ama onur ayaklar altındadır
Ve o onuru korumak yine Sol a kalmıştır! Deliğe süpürülmeyi kabul eden Tayyip Erdoğanı sevdiklerinden değil elbette, Türkiye yi sevdiklerinden!
SOPAYLA BOZULAN DOSTLUK
Onur demişken
Komşudaki Müslümanları katleden ABD ye destek veren Başbakan Erdoğanın, halkla ilişkiler çalışması için uzaktaki Müslümanlara destek vermeye gönderdiği eşi Emine Erdoğan bakın neler söylüyor:
Suriye olayı beni çok yıktı. Bizler amatör insanlarız. Dost olarak insanları kalbimizin içine sokuyoruz, gerçekten dost oluyoruz. Ona da (Esma Esad) kalbimi açtım. Benim için büyük hayal kırıklığıdır. İnanamadım çünkü biz çok samimiydik, dosttuk, protokol yoktu aramızda. Düşünün bu işler başlamadan evvel Esma, annesi, babası, çocukları, kardeşi, gelini hep birlikte bize geldiler. Biz onları tatilde ağırladık, basının haberi bile olmadı.
Basının haberi olmayan başka bir olayı da Başbakan Erdoğanın kızı Sümeyye açıklıyor aynı sohbette: Senede en az 3 defa ailece görüşürdük. Hatta ben arkadaşlarımla Şam a gittim, bizi Esma Hanım ağırladı.
Ne oldu peki sonra Emine Hanım? ABD eşinize sopayla bir görev verdi!Erdoğanın Onuru Da Sol a Kaldı - Mehmet Ali Güller

Akyaka da Ağustos - Oktay Akbal


Akyaka da Ağustos Alışmak, hem iyi, hem kötü! Ben de yeni daktilo makineme bir türlü alışamadım. Yepyeni, ama parmaklar harflere gitmez oldu. Sen yine elli yıllık dostunla çalış, diyen bir ses!..
Oysa yazılacak nice güzellikler var. Akyaka da yaşadığımı biliyorsunuz. Güzel bir toplantı yapıldı. Köyün hemen bütün dostları bir araya geldi. Bir büstün açılış töreniydi.
Ben de gittim. Nasıl gitmem ki, o büst benim! Yaşlılık günlerimin yüzü!.. Sevgili dostum, mimar, ressam, müzisyen, Prof. Sadun Ersin in eseri. Durup dururken zamanını ayırmış, benim büstümü yapmış. Sağ olsun! Ama ben yıllardır kaçarım benimle ilgili olaylardan...
Sadun Ersin habersiz gerçekleştirmiş! Yıllar önce İstanbul Göztepe Parkı ndaki heykelim de benden habersiz yapılmıştı, bu da öyle oldu...
Prof. Sadun Ersin, çok yönlü bir sanatçı. Müzik, resim, heykel birbirinin içine girmiş, bir de santur ustalığı. Hepsi bu değerli arkadaşta bir araya gelmiş...
Yaşlılığın son çizgisine geldim. Emeklinin emeklisiyim. Ama öyle bir şey yasak bana. Çalışacaksın, yazacaksın, uğraşacaksın, savaşacaksın... Kimlerle mi? Önce kendinle... Hem kendini zamana karşı korumak hem de zamana meydan okumak...
Akyaka yı okurlarım iyi bilirler. Gelip gidenleri de çoktur. Öyle ya Halikarnas Balıkçısı nın övdüğü, Nail Çakırhanın şair mimar olarak güzelleştirdiği, İlhan Selçuk un, Melih Cevdet in ve otuz yıldır benim yaşadığım yer...
Akyaka Kültür Sanat Derneği Başkanı Aydın Turunç bu güzel köyü geliştirmek için elinden geleni yapar. Tüm üyeleriyle bu yeri örnek bir sanat yuvası haline getirmek isterler. Perde inmeden beni sevindirmek, yaşama bağlanmama yardım etmek istemişler.
Akyaka da Nail Çakırhanın da büstü var. Gönül ister ki Akyaka nın unutulmaz sevgilisi İlhan Selçuk un da bir büstü, bir heykeli bulunsun. İnsanoğlu geçicidir; heykeller, resimler geleceğe bir sesleniştir. Ardında bıraktığın kalıcı, eskimez anılarla, yapıtlarla...
İşte böyle, ağustos Akyaka sından bir sesleniş.
Sağ olsun tüm dostlar diyerek...
Akyaka da Ağustos - Oktay Akbal

Her Yer Örtülü Ödenek - Rifat Serdaroğlu


Örtülü Ödenek ,  kullananın namusuna emanet edilmiş paradır. Nereye harcandığını, sadece kullanan ve parayı emanette tutan kişi bilir.
Başbakanlık Örtülü Ödeneğinde, harcama emrini Başbakan verir. Ya Maliye Bakanı, ya da Başbakanlık Müsteşarı emri yerine getirir ve parayı harcar.
Parayı aktaran Maliye Bakanı, Şneğin nerelere harcandığını bilir.
Bunun hesabı da yasa gereği sorulamaz.
Başbakanlık Örtülü Ödeneğinin nereye harcandığının hesabını soramayız ama, en azından anlamlı ve hayırlı işler için kullanıldığını, ailenin özel zevklerini tatminde kullanılmadığını ummak hakkımız olsa gerek.
Geçmişte, Başbakan Çiller zamanında, örtülü Şneğin dolandırıcılara yemlik olduğunu hayretler içinde öğrenmiştik.
AKP zamanında ise, İslamcı ve yandaş basını dikkatle takip edenler bilirler ki, bu Şnekten bol miktarda döviz, Kaddafi yi devirmek için kullanılmıştır.
Esadı devirmek için harcanan para, şimdiden Libya yı 50 ye katladı bile.
Örtülü Şnekten yapılan harcamalar, bu mali yılın başında bütçeye konulan miktarın tam 1000(BİN) misline çıktı. Bu da AKP nin rekorudur.
Ciddi, Hukuk ve Demokratik Devletlerinde;
Cumhurbaşkanı(Çok küçük miktarda), Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Dışişleri Bakanı Şnek kullanılabilirler. Diğer harcamaların tümü, Yasama Organı ve denetimle görevli devlet bürokrasisi tarafından incelenir ve Meclise verilir. Millet de, Şdiği vergilerle oluşan bütçenin nerelere harcandığı öğrenir.
Peki, bizde böyle mi?
Balık baştan kokunca, alakasız bir sürü devlet memuru Şnek kullanır olmuş.
Devletin Valisi olması gereken AKP Valileri, illerine gelen Bakan-Milletvekillerini, İl Özel İdaresinin kasasından ağırlamaktan utanmıyorlar!
Ciddi gazetecilerimizden Vahap Munyar, Maliye Bakanı Mr. Shimshek(Şimşek) ile Bakanın seçim bölgesi Batman a gidiyor. (Shimshek İngiliz dir ve Cumhuriyet tarihinde ilk kez, bir İngiliz vatandaşına, üstelik uluslararası bir finans kuruluşunun maaşlı bir elemanına Türkiye nin Hazinesi endash Maliyesi aynı anda teslim edilmiştir.Bu, kendisini Muhafazakar Demokrat olarak tanıtan AKP nin bir dünya rekorudur)   Shimshek, Kayapınar Belediyesi çıkışında, kendisini bekleyen çocuklara oyuncaklar dağıtıyor ve Munyar a diyor ki; Sahurda bile uğradığım yerlerde çocukların oyuncak için beklediğini görüyorum
Munyar, soruyor; Partinizin oyuncak bütçesi mi var?..
Shimshek, boş boş bakıp; Benim dağıttığım oyuncakları Valilik karşılıyor diyor ve Valiye dönüp; Sizin böyle harcama kalemleriniz var değil mi, Sayın Valim?..
Vali; Özel İdareden böyle harcamalar yapabiliyoruz diye cevap veriyor!ö85
Munyar; Sayın Başbakan da sıkça oyuncak dağıttığı için partinizin bir oyuncak bütçesi olabileceğini düşündüm.
Shimshek; Sayın Başbakanımızın oyuncaklarla ilgili harcamayı nereden karşıladığını bilmiyorum!
Milletin parasını gönüllerince harcadıklarına göre Vali ve Bakan a soralım;
Vali Bey;
İl Özel İdare Bütçesi Batmanın İlçe-Köy ve Beldelerine hizmet götürmek için size emanet edilmiştir. Bütçenin neresinde, Bakanın kişisel politikası için gariban köylüye gidecek hizmet yapılmaz da, paralar oyuncak için harcanır diye yazıyor? Bakan sizden geceleri gönlünü eğlendirecek bir şeyler istese, bunun için de, oyuncak gibi harcama kalemleriniz var mı?
Peki, sizin utanmanız var mı?
İngiltere vatandaşı Shimshek;  İngiltere de Türkiye ye borç veren bir finans kuruluşunda çalıştınız ve oradan gelip, Türk Hazinesini ve Maliyesini teslim aldınız. Çalıştığınız o kurumun parasından bir dolarlık oyuncak alıp çocuğunuza verseniz size ne yaparlardı? Anında kapının önüne koyarlardı, değil mi?..
Köylülerin hizmet paralarıyla kendi politikanız için oyuncak dağıtıyorsunuz.
Peki, sizin utanmanız var mı?
Et kokarsa tuzlarız, ya tuz kokarsa ne yaparız?
Eğer kul değil vatandaş ve özgür bireyler isek, en kısa zamanda o tuzu değiştirir, kokutanlardan teker-teker hesap sorarız.
Sağlık ve başarı dileklerimle  14 Ağustos 2012
RİFAT SERDAROĞLU
rifatserdaroglu@gmail.com
twitter.com/rifatserdaroglu
0 532 211 00 11Her Yer Örtülü Ödenek - Rifat Serdaroğlu

Başbakan a Mektup -11 - Mustafa Balbay


Başbakan a Mektup -11 Sayın Başbakan, Silivri de yürümekte olan davalarla ilgili 5 Ağustos Pazar günü yaptığınız değerlendirmelerle pek
çok konuyu yeniden gündeme taşıdınız.
Yargı bağımsızlığına, hukuka, adalete değinirken sık sık yaşadığınız deneyimden de örnek veriyorsunuz.
5 Ağustos ta da öyle yaptınız; şöyle dediniz:
Ben Milli Eğitim Bakanlığı müfredatında yer alan, ders kitaplarına girmiş bir şiiri okuduğum için hapis yattım.
Ardından eklediniz:
Suçum neydi bilmiyorum.
O an kendimden şüphe ettim. Acaba bir Silivri sanığı mı dinliyordum?
Siz, 12 Aralık 1997 de Siirt teki açık hava toplantısında Ziya Gökalp in şiirini okudunuz. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM), yani bugünün özel yetkili mahkemesi (ÖYM) size halkı din ve ırk farklılığı gözeterek açıkça kin ve düşmanlığa tahrik etmek suçundan 10 ay hapis cezası verdi. 24 Eylül 1998 de karar Yargıtay ca onaylandı.
Bütün yargılama bir yıldan az sürdü.
10 ay hapsin karşılığı da 4 aydı. Yatış koşullarınızı önceki mektuplarda yazmıştım.
***
Sayın Başbakan,
Yıllardır o 4 ayın acısını her fırsatta dile getirmektesiniz.
Ya bugün, sizin başbakanlığınız döneminde 4 yıldır tutuklu olarak yargılanmakta olanlar?
Onlar başka Tanrı nın çocukları mı?
Konuşmanızda eski Genelkurmay başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ un tutuklu yargılanmasından duyduğunuz rahatsızlığı açıkça dile getirmekle kalmadınız, Başbuğ la ilgili iddiaları da yorumladınız.
Aynen şöyle dediniz:
Suçlamalar insafsız, çirkin!
Başbuğ un avukatı İlkay Sezer bile iddianameyi eleştirirken bu kadar ileri gitmedi.
Yani Başbuğ un avukatını da geçtiniz!
Aklıma ilk gelen saptama olarak, siz bu davanın savcısıydınız, avukatı mı oldunuz, demeyeceğim. Sadece şunu anımsatmakla yetineceğim:
Başbuğ, varlığı iddia edilen Ergenekon terör örgütünün yöneticisi olmakla suçlanıyor. Ben ve pek çok kişi de üyesi olmakla suçlanıyoruz.
Böyle bir terör örgütünün varlığı konusunda görüşüne başvurulabilecek kişilerden biri olarak Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) eski Kontrterör Daire Başkanı Mehmet Eymür dinlendi. Sizin televizyon konuşmanızdan bir gün sonra ifade veren Eymürün sözleri gazetelere şu başlıklarla yansıdı:
Pek çok şey bilirim ama, Ergenekon u bilmem... Ergenekon la ilgili bilgilerim kulaktan dolma...
***
Sayın Başbakan,
Konuşmanızda TSK mensuplarının tutuksuz yargılanmasından yana olduğunuzu söylediniz. NATO da görevliyken çağrıldığı için Türkiye ye dönme inceliği gösteren, mahkeme karşısına çıkarılınca da yurtdışına kaçma şüphesiyle tutuklanan subay örneğini verdiniz.
Bu duruşunuz, özel yetkili mahkemeleri hedef aldığınızı, hatta tanımadığınızı gösteriyor. Zaten 3. yargı paketiyle onları fiilen tasfiye ettiniz. Ancak onlar da sizi tanımıyor Sayın Başbakan! Meclis ten çıkan 3. yargı paketinin tutukluluğa ilişkin bölümlerini uygulamama kararı aldılar.
Siz bu mahkemeler için, Devlet içinde devlet oldular dediniz. MİT müsteşarınızı onlara teslim etmediniz. Eski Genelkurmay başkanınızı verdiniz, alamıyorsunuz!
Bu mahkemeler, ellerindeki davaları bitirecekler ve tasfiye olacaklar. Böyle bir tabloda, o davaların tutuklu sanıkları Hukuka güveniyoruz diyebilir mi? Başbakan olarak sizin güvenmediğiniz mahkemelere biz nasıl güvenelim?
Özel yetkili mahkemeleri, ellerine geçirdikleri sanıklarla baş başa bırakıp kenara çekildiniz.
Üstünlerin hukukundan, hukukun üstünlüğüne geçtik dediğiniz durum buysa...
Ben de yeni anayasayım.
Kaygılarımla.Başbakan a Mektup -11 - Mustafa Balbay

Milletvekilinin kaçırılma anı - Saygı Öztürk


Milletvekilinin kaçırılma anı Tunceli Valisi Mustafa Taşkesen, meslek hayatının en zor ve sıkıntılı günlerini yaşıyor. Çarşamba günü yeni görev yeri Tokat Valiliği ne başlayacaktı. Son görevi kaçırılan CHP milletvekili Hüseyin Aygün le ilgili oldu. Milletvekilinin bulunduğu yer belirlenmiş olsa bile onun hayatına tehlikeye atmamak için güvenlik güçlerinin yapacağı çok da bir şey yok. Hatta, operasyon yapılmaması için güvenlik güçlerinden ricada bulunulurken, teröristler de milletvekilini hayat sigortası olarak görüyor.

Hüseyin Aygün, daha milletvekili adaylık sürecindeki söylemleriyle CHP lilerden farklı bir çizgide olduğunu ortaya koyuyordu. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu na bir gezi sırasında, Aygünün adaylığına nasıl karar verdiğini sorduğumda, Tunceli de avukatlık yapan bu arkadaşımız, yörede hayli sevilen birisi. Sivil toplum örgütleri de bu kişinin aday yapılması konusunda önerilerde bulundu. Çalışkan, sevilen birisi. Kendisine adaylık önerdiğimde o da şaşırmıştı dedi.

AKP nin beklediği olaydı
Kritik günlerin istihbarat raporlarında terör örgütünün milletvekili, vali, belediye başkanı, il genel meclisi üyesi kaçırabileceği hep yer alır. Son dönemlerde alınan istihbaratlarda bir bakanı kaçırma planından da söz ediliyordu. O yüzden, bakanlar Güneydoğu da gidecekleri yerlere helikopterle götürülüyor ya da çok sıkı güvenlik önlemi uygulanıyor.

Şemdinli de büyük operasyonunun yürütüldüğü günlerde, 5 CHP milletvekili olayları yerinden izlemek için karayoluyla Hakkari den Şemdinli ye giderken, onların dönüşlerinden hemen sonra, iki AKP milletvekili kimsenin haberi olmadan Şemdinli ye helikopterle gelip-gittiler.

AKP içinde olayı farklı görenler var
Hükümetin, terör örgütünün milletvekili kaçırabileceğine ilişkin duyumu vardı. Eğer, alınan duyumda, CHP li Hüseyin Aygünün hedef seçildiği biliniyorsa, buna rağmen gerekli önlemler alınmadıysa, CHP nin söyleyecek çok sözü vardır. Aygünün korunması yönünde bir talebinin de olmadığını öğreniyorum. Valilik buna rağmen koruma vermeli miydi? Bu konuda çok şey söylenebilir.

AKP içinde, Aygünün kaçırılışı ne yazık ki danışıklı dövüş gibi görenler Tunceli CHP Milletvekili Kamer Genç in kulağını da çınlattılar. Bilsinler ki Kamer Genç de, terör örgütünün öteden beri hedefidir. Tunceli de siyaset yapıp da, terör örgütüne karşı en sert açıklamalar yapan Genç kadar yürekli bir AKP milletvekili var mıdır acaba?, Genç, şu anda yine seçim bölgesindedir.

İfadeden: Gidiyoruz deyince silahları doğrulttular
O gün saat 13.00 civarında geldikleri Ovacık tan saat 17.30 civarında ayrıldılar. Otomobili Kadir Merkit kullanıyor, ön koltukta Milletvekili Hüseyin Aygün, arkada ise danışmanı Deniz Tunç oturuyordu. Virajın keskin, hızın ancak 30 kilometre olduğu noktada yolun tam ortasında sivil giyimli ellerinde uzun namlulu silahlı iki kişi belirdi. Aracın durmasını işaret ediyorlardı. Gerisini, Deniz Tunç un Emniyet te verdiği iki sayfalık ifadesinden aktaralım:

Yapacak bir şey yoktu. Aracımız çalışır vaziyette durdurduk. Silahlı bir kişi silahını nişan alır vaziyette tutarken, diğer kişi kendilerinin PKK lı olduğunu, partinin aldığı bir karar uyarınca bir süre misafir edeceklerini söyledi. Milletvekilimiz, böyle bir şeyin olamayacağını, yaptıklarının yanlış olduğunu, kendileriyle gelmeyeceğini söyledi. Konuşan kişi, Sizi götürmekle görevliyiz deyince milletvekilimiz sert çıktı, sizinle gelmiyorum. O halde çekip vurun diye bağırdı.
Hüseyin abi sizi seviyoruz amaö85
Bu sözler üzerine milletvekili direksiyonda bulunan Kadir Merkit e, hadi gidiyoruz dedi ve Kadir de, aracı hareket ettirmeye başladı. İşte o an büyük bir gerilim yaşandı. İki terörist de birden silahlarıyla milletvekilini ve Kadir i hedef aldı, durun yoksa kafanıza sıkarız diye bağırdılar. 10 metre bile gidemeden aracı durdurduk. Biz bunları yaşarken o an hiç araç gelip-geçmemesi de ilginçti. Eğer geçmiş olsaydı vatandaşlar, bu duruma tepki gösterir, onlara yaptıklarının yanlış olduğunu söylerlerdi.

Durunca, bu kez silahlılardan birisi, milletvekiline Hüseyin abi demeye başladı. Kürt sorunu konusundaki konuşmalarını beğendiklerini, ancak Kürt sorununa karşı kamuoyu oluşturmak amacıyla kendilerini götüreceklerini söyledi. Bu konuşmalar 18-20 dakika sürdü. Değişen bir şey yoktu.

Milletvekilimiz gitmeyeceğini, yaptıklarının yanlış olduğunu anlatınca, bu kez askerler geliyor. Gitmek zorundayız. Aksi halde çatışma çıkar, bu arkadaşlarda zarar görür dedi. Bunun üzerine vekilimiz, bizim serbest bırakılmamızı istedi ve bizi düşünerek iki teröristle birlikte gitti. Biz de gelip durumu ilgili makamlara bildirdik.

Terör örgütünün elinde tam bir yıldır kaymakam adayı, polis ve askerler var. Aygünün o kadar değil, birkaç gün içinde serbest kalması sürpriz olmaz.Milletvekilinin kaçırılma anı - Saygı Öztürk

Bu Kafa İle - Cüneyt Arcayürek


Bu Kafa İle Rakamlar da rakamların sergilediği vahim manzara da ortada.
1990 ile 2010 arasında, 20 yılda PKK nin kaçırdığı insan sayısı 154 iken; bu sayı son bir yılda, CHP Tunceli
Milletvekili Hüseyin Aygün le 146 ya çıktı.
AKP iktidarı döneminde PKK nin azgınlaştığını kanıtlıyor bu rakam: On yılda 154, son bir yılda 146!
Son 20 yılla 2012 yılı arasında fark sadece 10!
Hükümet rekora koşuyor!
PKK Tunceli, Hakköe2ri gibi illerde, dağlar da kentler de bizim der gibi elini kolunu sallayarak şehirlerarası yollarda araçların önünü kesiyor milletvekili kaçırıyor.
Kaymakamı kaldırmak isterse kente iniyor. Subayı, öğretmeni, kimi kaçırmayı planladı ise geliyor, alıp götürüyor.
Bu gerçekleri yazanı da söz edeni de RTE, PKK yardakçısı, destekleyicisi veya örgütün propagandasını yapmakla suçluyor.
Bu kafa ile nereye?
***
PKK nin Aygünü kaçırmaktaki temel amacı propaganda yapmak ise, olayın üstüne giden ve gidecek olan medya ve siyaset, birkaç gün önce Başbakanın PKK yi destekliyor diye suçladığı CHP, şimdi örgütün propagandasını mı yapmış olacak?
Kaçırma olayını yalnız propaganda amacına bağlamak olanaksız.
PKK, daha önce CHP yi AKP den farkı olmayan parti ilan ettiğine göre, Aygünü kaçırarak ana muhalefet partisine bir mesaj iletmek istiyor.
Aygün aracılığıyla örgütün amaçlarına özgü nedenlerle partinin izlediği politikalardan vazgeçmesini duyurması, güçlü bir olasılık.
***
Terör ve Kürt sorununun çözümünde partiler arası anlayışın gerçekleşmesi görüşü, kuşku yok yine gündeme giriyor.
Aygün olayı: PKK yi eleştiren CHP milletvekilinin BD Kürt Partisi sözcüleri tarafından Bizim penceremizden bakmıyordu olaylara diyen suçlamaları ve
...AKP+MHP nin CHP, CHP nin de AKP+MHP saldırılarına karşılık vermesi sürecini sona erdirecek mi...
siyasal rant kaygısından arınmış, örgütle mücadelede ve Kürt sorununun çözümünde ortak bir anlayışın yeşermesine hizmet edecek mi?
Sanmıyoruz!
***
Başbakan şu küstah açıklamaya ne diyecek acaba:
Örgüt adeta meydan okuyor: 12 Ağustos günü Dersim ile Ovacık ilçesi arasında CHP Milletvekili Hüseyin Aygün gerillalarımız tarafından gözaltına alınmıştır diyor.
İçişleri Bakanı İdris Şahin Bey de gerek istihbarat gerekse operasyon planlamaları açısından konunun takiplerinde olduğunu söylüyor.
Şayet Kandil den şifreli emirle Aygün kaçırıldı ise, istihbarat örgütlerinin şifreleri çözemediği ayan beyan ortada.
Aynı masallar; operasyona başlamışlar. Bugüne dek terör eyleminden sonra başlatılan operasyonlarda başarılı bir sonuç alındığını bildiren habere rastlamadığımıza göre, Aygünü örgütün salıvermesini beklemekten başka çare kalmıyor önümüzde!
Ve şimdi, CHP dahil her çevre, örgütün Aygünü serbest bırakmasına bel bağlamış, bekliyor!
***
ABD Dışişleri Bakanı Clintonın ziyaretinin hemen ertesi günü PKK nin Aygünü kaçırması anlamlı değil mi?
Clinton geldi. Operasyon kokusu veren, ortak çalışma grupları kurulmasını içeren kimi vaatlerde bulunarak Suriye sınırına asker yığan hükümetin gazını aldı.
Kamuoyunu yatıştırmak için, PKK nin K. Suriye de yaşam alanı bulmaması konusunda kararlıyız dediğinin ertesi günü örgüt, Aygünü kaçırdı!
TV lerde haber olmadı, ama altyazı olarak birkaç kez yayımlandı: Terörle Mücadeleden Sorumlu Başbakan Yardımcısı eski İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Clinton gaz alırken PKK dışımızda daha kuvvetlendi diyordu.
Dışarıda güçlenen PKK nin bir vekili kaçırması parlamentoya, devlete kafa tutan davranışlar sergileyeceğine bir örnek değil mi?Bu Kafa İle - Cüneyt Arcayürek

reklam yeri
 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Hot Sonakshi Sinha, Car Price in India
online kişi acaip's Profile on Ping.sg